İyileşeceğiz! Normalleşeceğiz!


“Kayaların yapısını incelemek için başka bir gezegene araçlar gönderebilecek kapasitede olan bu şizofren insanlık, milyonlarca insanın açlık nedeniyle ölmesinden fütursuzca bahsedebiliyor.
Mars’a gitmek, komşuya gitmekten daha kolay görünüyor. Kimse kendi görevini yerine getirmiyor. Hükumetler de.”

Jose Saramago Körlük kitabıyla, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken yaptığı bol politik göndermeli konuşmasında söylemiş bunları. Aslında hiç de haksız sayılmaz. Corona (covid-19) virüsünden dolayı, şanslı olanlarımızın evlerinde karantinada, çalışmak zorunda olanların dışarıda ama hepimizin tedirgin geçirdiği bu günlerde pek bir anlamlı ve bir o kadar da ürkütücü


“Körlük” kitabı, bembeyaz bir körlük salgınını anlatıyor. İnsandan insana geçen, sebebi bilinmeyen, tedavisi olmayan beyaz bir körlük. “Körlük” metaforu üzerinden, sağlam bir sistem eleştirisi içerse de aslına bakılırsa okuyucuyu silkeleme amacı gütmesi sebebiyle bayağı rahatsız edici bir gerçeklik etrafında kurgulanmış, distopik ve sosyolojik bir eser.


Romanda yer ve zaman bilgisi yer almıyor. Karakterler isimleriyle değil, fiziki özellikleri ve/veya yaptıkları iş / mesleklerine göre sıfatlar alarak anlatılıyor. Doktor, şaşı çocuk, gözü bantlı yaşlı adam, polis, doktorun karısı vb. Bu, körlük metaforu üstünden anlatılmak istenenlerin kişi, zaman ve mekandan bağımsız olarak tüm insanlık için geçerli olduğunu gösteriyor. Kör bir insanlığı anlatıyor. İnsanların hayatta kalabilmek adına kurdukları hayvani düzeni, buna rağmen yaşadıkları rezillikleri nasıl sahiplenip bunlara nasıl adapte olduklarını, bunu aslında körlüğün getirdiği doğal zorunluluk çerçevesinde yaptıklarını, gerçek anlamda görmeye başlamak için ödemeleri gereken bedelleri ve bilinçlerini nasıl terbiye etmeleri gerektiğini sadeliğin ihtişamı tarzında aktarıyor Saramago. Bu anlatım insanı zaman zaman sarsıp, yorup ve sonunda düşünmeye sevk ediyor.


Bu kitabı okuyup etkilenmemek mümkün değil. Ahlâk denen şeyin, durumdan duruma değişkenlik gösterdiğine, insanın bir umudu kalmadığında ilk fırsatta ne kadar canavarlaşabileceğine, insanın hayatta kalabilmek adına bir noktadan sonra “her şeyin mübah“ olduğunu düşünmesine tanıklık ediyoruz. Aşağıdaki cümleler kitapta altını çizdiğim, çok anlamlı bulduğum cümlelerden sadece birkaçı.


"İnsanların neler yapıp yapmayacağı önceden hiç belli olmaz, beklemek, zamana zaman tanımak gerekir, her şeye egemen olan zamandır, zaman, kumar masasında karşımızda oturan öteki kumarbazdır ve bütün kartlar onun elindedir, bizler ancak yaşam karşılığında o masadan bir şeyler kazanırız, kendi yaşamımız karşılığında,”


"Hepimizin, üzerimizde ikinci bir ten gibi taşıdığımız ve bencillik dediğimiz şeyden yoksun ilk kişi, henüz anasından doğmamıştı.”


"Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez,"


"Korku körleştirir,"


"Kitapla ilgili okumalar yaptığım bir yerde gördüğüm bu cümleyi de çok beğenmiştim. “İktidar, hükmedenin imtiyazı değil, ganimetten pay kapan herkesin nemalandığı sari bir hastalıktır çünkü...”


Saramago'nun bu kitabını okuduktan sonra aynı insan olarak kalmak pek mümkün değil. Tıpkı içinden geçtiğimiz bu Coronalı günler gibi. Elbette geçecek bu günler ama geriye nasıl insanlar olarak kalacağız? Hiç düşündünüz mü? Bunu en iyi zaman gösterecek! 


Sağlıkla ve hoşça kalın!

Comments

Popular Posts